in ,

Yeni Moğol İmparatorluğunda Ordu

Rütbe Sistemi 

Aynı şahsi sadakat bağı «Arban» (on kişi) , «Caghun» (yüz kişi), « Mingğan» (bin kişi). «Tümen» (on bin kişi) komutanlarını birleştirmekteydi. Yüz, bin ve daha yüksek sayıdaki birliklerin komutanları «noyan» asilleri arasından seçiliyordu. Bunların altında ordunun çerçevesi eski Türk ünvanı olan «Tarkhan»ı taşıyan (Moğolca «Darkan » ) küçük asillerden tamamen hür insanlardan teşkil edilmişti; bunlar büyük avlarda avladıklari hayvanları olduğu gibi, savaşlarda paylarına düşen ganimeti alma hakkına sahip kimselerdir. Pek çok Tarkan ispat ettikleri liyakatleri ile «Noyan»lığa yükselmişlerdi.

Moğol Noyanı

Çengiz Han Döneminde Ordu

Prensip olarak Moğol ordusu yüzü güneye çevrilmiş üç ayrı kısımdan müteşekkildi: doğuda, önce Celayir Mukali’nin komutasındaki sağ kanat(“Cegün-ghan , “Ce’ün-ghan” , “Cün-ghan” ) ; Ba’arin Naya’nın komutasında olup, Cengiz Han tarafımdan alıkoyulan ve oğlu gibi yetiştirilen genç bir Tangut olan Cagan’ın bin seçme muhafızı yönettiği merkez (“köl” ) ; Arulat Bo’orçu veya Bogurci tarafından komuta edilen sağ kanat (“Ba raggunghan, “Bara’un-kar”, “Barun-ghan” ) . Cengiz Han’ın ölümünde Moğol ordusu mevcudunu 129.000 kişiye çıkaracaktır; askeri zaruretler neticesinde sol kanat 62.000 kişiye ve sağ kanat da 38.000 kişiye çıkacak, geri kalanlar ise merkez ve ihtiyat kuvvetlerini teşkil edecektir. Yüzün güneye doğru çevrilmesi Moğol fütuhatının hedeflerine yönelmeye tekabül etmektedir; şöyleki Cin’in fethi “Sol tarafa” , Türkistan ve Doğu İran’ın fethi merkeze, Rus bozkırının fethi ise “sağ tarafa” ait oluyordu.

Moğol Askeri Tasviri

Cengiz Han’ın tarihini yazan Fernand Grenard’ın Moğolistan’a yaptığı gezilerinin sonunda bu askerler için verdiği tasviri okurken sanki o eski usta ressamların eserlerine bakınılıyormuş intibaı uyandırmaktadır!” Grenard şöyle demektedir:

“Ordugahta asker, kulaklıklı kürkten bir börk, keçe çoraplar ve çizmeler, dizin altına kadar inen kürk taşmaktadır. Muharebede ensesini örten meşinden bir miğfer giymekte, sırtına siyah boyalı düz meşin parçalarından meydana gelmiş sağlam ve yumuşak bir zırh almaktadır. Taarruz silahları olarak adam başına iki yay ve iki sadak, eğik Kılıç, bir küçük balta ve eyerden sallanan demirden gürz, süvarileri düşürmek için kancalı bir mızrak, at kılından bir kement bulunmaktadır.”

Moğol Savaş Taktiği

Moğol taktiği hakkında çok şey yazılmıştır. Bu II. Frederic veya Napoleon’un taktiği ile mukayese edilmek istenmiştir. Cahun’e göre söz konusu taktik, üstün insanların harp konseyinden günün birinde çıkmış harika deha kavramlarıdır. Aslında Moğol taktiği, Hunlar’ın ve Gök Türkler’in
mükemmelleştirdiği eski taktiği olup, yerleşik kültürlerin sınırlarında akın ve bozkırda büyük av seferleri alışkanlığı ile yoğrulmuş göçebelerin ezeli taktiğinden başka bir şey değildir. Efsane Cengiz Han için şöyle demektedir:

“Gündüz yaşlı bir kurdun uyanıklığı geceleyin karganın gözleriyle gözetler, muharebede bir doğan gibi avının üzerine atlar. “

Geyik sürülerini beklerken kurulan sabırlı pusu göçebelere, ilerde, hayvanlara veya düşmana gözükmeyecek sessiz , bir izci hattının oluşturulmasını öğretmişti, Avda ağ kullanılması onlara, tıpkı çayırda kaçan hayvan sürüsünün önünün kesilmesi gibi, düşman ordusunu iki kanatla çevirerek ortaya almayı sağlayın dolama (“Tulugma”) hareketinin pratiğini öğretmiştir.

Böylece göçebeler hareketli süvarileri sayesinde düşman üzerinde ani bir şaşırtma ve beklenmedik yerde Ortaya çıkma etkisi yaratarak her türlü harekattan · önce moralini bozarlar. Eğer düşman güçlüyse ve iyi dayanıyorsa Moğol taburları hiç ısrar etmezler, hemen dağılırlar ve bütün bozkır savaşçıları gibi ortadan kaybolurlar; ama Cinli mızraklı asker, Harzemli memlukler  veya Macar şövalyesi gözetlemeyi gevşetir gibi olduğu an yeniden düşman üzerine çullanmaya hazırdırlar. Eğer düşman Moğol süvarisini sözde çekilmesinde kovalamak hatasına düşerse, esas karargahından uzaklara tehlikeli araziye çekilir ve kurulan bir pusuda hayvan sürüsü gibi kuşatılarak imha edilir. Ön saflara ve kanatlara yerleştirilmiş olan hafif Moğol süvarisi, düşman saflarında korkunç boşluklar yaratan ok atışlarıyla düşmanı hırpalamak görevini yüklenmiştir. Moğol da, eski
Hun gibi at üstündeki okçu olup (“At üstünde doğmuş, çocukluğundan beri ok atmış”) şaşmaz oku 200, 400 metreden bir adamı devirebilir. Erişilmez çevikliğine bu üstün taktiği de ilave eden Moğol o çağ için rakipsiz
kalmış oluyordu.

Bütün bu taktik, tanıklığı çok değerli olan zeki gözlemci Pion Carpin tarafından yeterince aydınlığa kavuşturulmuştur:

« Düşmanı görür görmez derhal harekete geçerler ve her biri üç, dört ok atar. Bu şekilde düşmanı çözemeyeceklerini anlayınca kendi taraflarına doğru çekilirler, ama bu kendilerini takip ettirmek ve böylece düşmanı önceden hazırladıkları bir tuzağa çekmek içindir. Düşman ordusunun daha kuvvetli olduğunu anlarlarsa, bir, iki günlük uzaklığa giderler ve komşu vilayetleri yağmalarlar . . . Veya gayet iyi seçilmiş bir mevkiye yerleşirler ve düşman ordusu geçmeye başlayınca ansızın ortaya çıkarlar . . . Savaş hileleri çok fazladır. Süvarilerin ilk yüklenmesinde esirlerden ve yabancı birliklerden oluşmuş bir hatla karşı koyarlar; ordularının büyük kısmı ise, düşmanı çevirmek üzere sağ ve sol kanatlarda vaziyet alırlar, bu durumda düşman onların olduğundan daha kalabalık olduğunu sanır. Eğer düşman kendisini iyi savunuyorsa, geçmesi ve kaçması için kendi hatlarını açarlar, sonra peşine düşerek mümkün olduğu kadar fazla düşman askeri öldürürler. [Bu
taktik Sübötey tarafından 1241 yılında Macarlar’a karşı Sayo muharebesinde
kullanılmıştır]. Ancak göğüs göğüse dövüşe mümkün olduğu kadar az girerler, sadece ok atışlarıyla insanları ve atları yaralamaya çalışırlar.»

Rubrouck’un Moğol av seferlerinde gösterdiği aynı taktikle karşı karşıyayız:

“Avlanmak istediklerinde, vahşi hayvanların bulunduğunu bildikleri yerlerin yakınlarına kalabalık bir şekilde toplanırlar ve hayvanları ağ içine alır gibi yavaş yavaş yaklaşarak ok atışlarıyla hepsini imha ederler. “

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

MARATON NASIL BAŞLADI?

Kışlada Yemek Duası Değişti