in ,

Devrim Şehidi Asteğmen Kubilay’ı Saygıyla Anıyoruz…

Asteğmen Fehmi Kubilay, 1906’ta Giritli mütevazı bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Genç yaşlardan itibaren Türkçülük akımının etkisine kapıldı ve asıl adı Mustafa Fehmi olmasına rağmen ‘Kubilay’ takma ismini kullandı. Disiplinli ve kendi halinde biri olarak lanse edilen Kubilay’ın, aynı zamanda görüşlerini de hırsla savunduğu bilinirdi.

1930’da İzmir’in Menemen ilçesinde Asteğmen olarak görev yaptığı sırada, aralarında Derviş Mehmet, Küçük Hasan ve Şamdan Mehmet’in bulunduğu 6 kişilik (4’ü silahlı) Menemen’in merkezine gelerek eyleme başladılar. Grubun lideri Derviş Mehmet, etraftaki camide namaz kılanlara kendini ‘Mehdi’ olarak tanıttı ve Hilafet’i geri getireceklerini söyledi. Aynı zamanda tehditkar bir biçimde, Menemen’i 70.000 Müslüman askerin kuşattığını ve Hilafet çağrısına katılmayanların öldürüleceğini ilan etti.

Olaylar, ilçedeki askeri birliğin kulağına kadar gitti ve olaylara karşı hazırlıklar başladı. Devletin olaya ilk müdahalesi Jandarma yazıcısı Ali Efendi ve yanındaki dört jandarmanın Derviş Mehmet’e ne istediğini sormasıyla gerçekleşti. Derviş Mehmet jandarmalara, kendisine top ve kurşunun işlemeyeceğini söyledi ve derhal gidip kumandanına haber vermesini istedi. Ali Efendi, Derviş Mehmet’in dediğini yaptı ve kumandanı Yüzbaşı Fahri Bey’in evine gitti. Fahri Bey de, Derviş Mehmet’e “Ne istiyorsunuz?” diye sordu. Derviş Mehmet’in cevabı “Ben Mehdiyim, şeriatı ilân ediyorum, bana kimse mukavemet edemez, çekil!” oldu. Yüzbaşı Fahrettin Bey önce “Biz de Müslümanız, hadi dağılın!” dediyse de kalabalığın dağılmadığını görünce makamına gitti. Resmi raporlara bakılırsa, bölükten adı kayıtlara geçmeyen bir yüzbaşı daha kalabalığa dağılmalarını söylemiş, kalabalık dağılmayınca o da bölüğe dönmüştü.

Sonrasında 43.Piyade Alay Komutanı, kışlada bulunan Asteğmen Kubilay’ı bu olayı bastırmak için görevlendirdi. Müfrezesiyle olay yerine gelen Kubilay, soğukkanlı bir şekilde Derviş Mehmet ve adamlarının yanına gitti. Olayların uzamamasını, askerlere teslim olmalarını söyledi. Hala diretmeleri üzerine, yanında tabanca olmamasına rağmen rağmen kalabalığa doğru yürüdü ve sert bir şekilde teslim olmalarını ihtar etti. Ardından “Ben size şeriatı göstereceğim!” diye bağırarak Derviş Mehmet’e okkalı bir tokat attı. Tam bu sırada, bir el ateş açıldı ve Asteğmen Kubilay topuğundan yaralandı. Bunu gören müfreze, isyancıların üzerine ateş açtı fakat silahların içinde gerçek mermi yerine manevra fişekleri vardı. Derviş Mehmet, ‘Bana kurşun işlemiyor!’ diyerek halka gövde gösterisi yapmaya başladı.

Topuğundan yararlanan Kubilay ise sendeleyerek yakınındaki camiye sığınmaya çalıştı. Camiye sığınmayı başarsa da, sayıca üstün olan Derviş Mehmet ve adamları onu yakaladılar. Derviş Mehmet’in sağ kolu Şamdan Mehmet, torbasından testere ağızlı bağ bıçağını çıkarttı. Başına gelecekleri hisseden Asteğmen, “Yapmayın, öldürmeyin beni. Ben de Müslümanım!” diye haykırdı. Derviş Mehmet’in cevabı “Dur öyleyse seni ensenden keselim de gözün görmesin!” oldu. Kısa bir mücadeleden sonra Asteğmenin başını gövdesinden ayırdı. 1 Ocak 1931 tarihli Cumhuriyet gazetesine göre bu olayı 30 kadar kişi de izliyordu.

Kayıtlara göre, elinde Asteğmenin kesik başını sallayarak meydana dönen Derviş Mehmet, kesik başı daha önce dikilen bayrağın üzerine asmak istemiş, ancak bunu başaramamıştı. Bunun üzerine orada bulunan bir bakkaldan ip istedi. Sokakta Asteğmenin başıyla gövde gösterisi yapan Derviş Mehmet’i halk sadece izlemekle yetinmiş, hatta alkışlayanlar bile olmuştu. Nihayet tam teçhizatlı bir askeri alay geldi. Bunun öncesinde iki mahalle bekçisi Derviş Mehmet ve adamlarına karşı mücadele etmişti fakat kurşunlandılar. (Bekçi Hasan ve Bekçi Şevki Bey)

Askerlerin “Teslim ol!” çağrısına uymayan grubun üzerine mitralyöz ateşi açıldı. Biraz önce Kubilay’ın başının kesilmesini alkışlayan halk bu sefer ateş açan jandarmayı alkışlıyordu. Çatışma sırasında ‘Şeriat Ordusu’nun yetişkinleri ‘Mehdi’ Mehmet, Sütçü Mehmet ve Şamdan Mehmet öldürüldü, Emrullahoğlu Mehmet Emin alnından yaralandı. Grubun diğer üyeleri Nalıncı Hasan ve Alioğlu Hasan kaçtı ama 26 Aralık’ta yakalanarak Menemen’e getirildiler.

Gerici faaliyetin bastırılmasından sonra olay mahalline yakın olan Fahrettin Altay Paşa, hemen Genelkurmay’a haber verdi ve suçluların gereken cezayı almasını istedi. Aynı zamanda bölgede sıkıyönetim ilan etti.

15 Ocak 1931’ten itibaren olaya karışan 105 sanık, Divanı Harp’te yargılanmaya başladı. 29 Ocak’ta sonuçlanan mahkeme, 28 sanığın idamına karar verdi. 3 Şubat 1931 gecesi Menemen’de idam edildiler.

Bazıları Kubilay’ın başının kesildiği yerde asıldı. Mahkumlardan biri idam sehpasının önünden kaçtı. İki hafta sonra yakalandı ve ertesi gün idam edildi. Olayın hemen ardından Menemen’de devrim şehidi iki bekçi ve Kubilay adına anıt dikildi. Anıtın üzerinde şöyle yazar: “İnandılar, dövüştüler, öldüler. Bıraktıkları emanetin bekçisiyiz.”

Atatürk olay üzerine, ‘Bu ne haldir, mürteciler hükümet meydanında ordunun subayını din adına boğazlayabiliyorlar. Binlerce Menemenli’den kimse çıkıp mani olmuyor, bilakis tekbirlerle teşvik ediyorlar. Yunan idaresi altındayken bu hainler neredeydiler? Onların namusunu ve dinini kurtaran ordunun bir subayına reva gördükleri bu saldırının cezasını yalnız hain katiller değil, hepsi en ağır şekilde çekmelidir. Bu Cumhuriyet’i ve bizim başımızı kesmektir. Bundan bütün Menemen sorumludur.‘ sözlerini sarf etmiştir.

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Adolf Hitler Ingiltere ve Fransa’nın savaş ilanı hakkında konuşuyor- 1940 (Türkçe Altyazı, ArDeN)

kanada-iltica

Kanada Türkiye’yi İltica Listesine Aldı